Sınıfta ki
öğrenciler gülmeye başladı. Sonuçta sınıflarına kırmızı saçlı bir kız gelmişti.
Sakura, utanıyordu. Hoca:
-Sessiz olun! Diye bağırdı. Herkes sustu. Sakura’ya:
-Kendini tanıtır mısın? Dedi. Sakura biraz utanarak:
-Ben… Akira Sakura.
-Nerden geldin?
-Hoshina‘dan geldim.
-Kardeşin var mı?
-Yok.
-Annen ve baban ne iş yapıyorlar?
-Annem, ev hanımı, babam, öğretmendir.
-Meslektaşız, ha! Harika. Tamam, şuraya oturabilirsin,
dedi ve Dante‘nin yanındaki sırayı gösterdi. Sakura, hemen oraya geçti. Sakura,
Dante‘ye:
-Günaydın, Dante-kun.
-Sana da, Sakura-san. Sınıftakiler meraklı gözlerle
onları izliyordu. Dayanamayan Dante‘nin arkasında oturan Saito, Dante‘nin
kulağına yaklaştı ve:
-Dante, bu kızı nereden tanıyorsun? Diye sordu. Dante:
-Küçükken beraber oyunlar oynamıştık.
-Yani çocukluk arkadaşısınız.
-Evet, öyle denebilir, dedi ve önüne döndü. Hoca ders
anlatmaya başladı.
Teneffüste
Sakura, Dante‘ye:
-Dante-kun!
-Evet.
-Benimle biraz gelebilir misin?
-Tabii, dedi ve Sakura‘yı takip etmeye başladı. Sakura,
çatıya doğru çıkıyordu. O çatıya çıkarken görenler “Kırmızı saçlı bir kızın ne
işi var burada?” gibi şeyler fısıldıyordular. Bunu da her ikisi de
duyabiliyordu. Sakura içten içe üzülüyordu. Ama Dante‘ye belli etmiyordu. Dante‘de
içten içe üzülüyordu, ama o da belli etmiyordu.
Sakura,
çatıya çıktı. Demirliklerin yanına geldi.
Orada ona:
-Dün sormak istediğim bir şey vardı.
-Evet?
-Neden saçımla ilgili dalga geçmedin? Dedi ve merakla
bakmaya başladı. Dante:
-Neden mi? Çünkü:(biraz bekledikten sonra) ben… ben…
galiba… sa… sana… âşık oldum.
Sakura o an kalbi küt, küt atmaya başladı. Dante, hala
onu nasıl söylediğini anlamadı. Bir anda ağzından kaçtı. İkisinin de yüzleri kıpkırmızı
oldu. Sakura ne diyeceğini ya da nasıl
tepki vereceğini bilmiyordu. İlk defa bir erkek ona açılıyordu. Sakura kekeleye, kekeleye:
-B-Ben… ben… ben de… dediğinde Dante sevinçten havaya
uçacak gibiydi. Onlar konuşurken sınıfın dedikoducusu olan Aikawa, onların
söylediklerini duydu. Hemen sınıfa döndü ve herkese olanları anlattı. Herkes
şoktaydı. Dante gibi havalı bir çocuğun, Sakura gibi domates kafalı bir kızdan
nasıl hoşlandığını anlamıyordu. Ama olan olmuştu artık. Onlar artık
sevgiliydiler.
Beraber
aşağı inerken Sakura:
-Yani biz sevgili mi olduk?
-Evet… (Sakura içinden):
-Şükürler olsun. Çok mutluyum, diye seviniyordu. Dante de
aynı duydular içindeydi.
Sınıfa
geldiklerinde Dante’yi erkekler, Sakura’yı kızlar sıkıştırdı. İkisi de zor
durumdaydı. Zil çaldı ve kurtuldular. Derste iken arkasında oturan kız kulağına
yaklaştı ve sessizce:
-Neden o kızla çıkıyorsun? Dediğinde tüm kemikleri
titredi ve sandalyeden düştü. Hoca:
-Ne oldu, Dante?
-Önemli bir şey değil. Sadece dengemi kaybettim.
-Bir şey yok, değil mi?
-Yok.
-İyi, o zaman, dedi ve ders anlatımına devam etti. Dante’de
sırasına oturdu ve:
-Ne yapıyorsun sen? Kulağıma niye üfledin?
-Üflemek… Hayır, ben sana bir şey sormuştum.
-Evet, ne sormuştun?
-Neden o kızla çıkıyorsun? Dante biraz düşündükten sonra:
-Bilmiyorum.
-Haa… Ne demek bilmiyorum? İnsan neden çıktığını bilmez
mi?
-Bilmiyorum,
ama onun yanında iken kendimi çok rahat hissediyorum. Sanki uçuyormuşum gibi…
Bunun yanında da kalbim anormal atıyor.